Ana Sayfa İletişim English
Künye Kurullar Yayınlanmış Sayılar Makale Ara Yazarlara Bilgi Makale Gönder

Ağrı Dergisi

Ağrı: 18 (1)
Cilt: 18  Sayı: 1 (2006)
Özetleri Gizle | << Geri
1.
Atipik opioid analjezik: Tramadol
An atypical opioid analgesic: Tramadol
PMID: 16783663  Sayfalar 5 - 19
Kader Keskinbora, Işık Aydınlı
Tramadol santral etkili sentetik bir analjeziktir. Her biri farklı mekanizmaya sahip iki enantiomerden oluşan bir rasemik karışımdır [(+/-) tramadol: (+) tramadol, (-) tramadol ]. (+)Tramadol ve metaboliti O-desmetiltramadol (M1), opioid agonist etkiye sahiptir. (+)Tramadol aynı zamanda serotoninin presinaptik salınımını arttırıp, geri alınımının inhibisyonuna sebep olurken, (-) tramadol noradrenalinin geri alınım inhibisyonuna yol açmaktadır. Böylece tramadol opioid ve monoaminerjik mekanizmaların her ikisi ile birlikte ağrı iletiminin inhibisyonunu arttırır. Enantiomerlerin tamamlayıcı ve sinerjistik etkileri rasemik tramadolün analjezik etkinliğini ve tolerebilitesini arttırır. Oral uygulama sonrası biyoyaralanımının yüksek olması, yeni yavaş salınımlı preperatların etkin ağrı kontrolü sağlamasını mümkün kılmıştır. Önerilen maksimum günlük dozu 400mg’dır. Plasma proteinine bağlanması düşük, doku dağılımı yüksektir. Eliminasyonu esas olarak karaciğer ile (CYP2D6 yolu ile), kısmen de böbrekler ile olmaktadır. Nöropatik ağrı, bel ağrısı, osteoartrite bağlı ağrı ve breakthrough gibi çeşitli orta ve şiddetli akut ve kronik ağrı tiplerinde etkindir. Tramadolün en sık görülen yan etkisi bulantı-kusma, ağız kuruluğu, konstipasyon ve sersemliktir. Immun sistemi stimüle ettiğine dair çalışmalar olduğu gibi tam aksi olarak morfinden daha az olmakla beraber immunsupressiv etkisinin olduğunu ileri süren çalışmalar da vardır. Farmakolojik özellikleri ile ve diğer opioidlerden farklı olarak bağımlılık, solunum depresyonu ve hemodinamik yan etkilerinin daha az olması ile tramadol, özellikle gastrointestinal ve renal problemi olan hastalarda NSAİİ’lere emniyetli bir seçenektir.
Tramadol, a centrally acting analgesic, consists of two enantiomers, both of which contribute to analgesic activity via different mechanisms. (+) Tramadol and the metabolite (+) -O- desmethyl-tramadol (M1) are agonists of the mu opioid receptor. (+) Tramadol also stimulates presinaptic release of serotonin and inhibits serotonin reuptake weheres (-) tramadol inhibits norepinephrine reuptake. Thus tramadol enhances inhibitory effects on pain transmission both by opioid and monoaminergic mechanisms. The complementary and synergistic actions of the two enantiomers improve the analgesic efficacy and tolerability profile of the racemate. Following oral administration the bioavailability of tramadol is high and with new slow release preparations twice daily administration enables effective pain control. The recommended maximum daily dose of tramadol is 400 mg/day. Tramadol is characterised by low plasma protein binding and quite extensive tissue distribution. Elimination is primarily by the hepatic route (metabolism by CYP2D6) and partly by the renal route. It is effective in different types of moderate-to-severe acute and chronic pain, including neuropathic pain, low back pain, osteoarthritis pain and breakthrough pain. It also causes fewer opioid-type adverse effects, e.g. nausea, drowsiness, vomiting, dry mouth and constipation. Although trials in literature demonstrate immune-stimulating effects of tramadol, there are also trials suggesting immune-supressive effects that are lesser than morphine. Owing to its pharmacological properties, tramadol is more appropriate than NSAIDs for patients suffering from gastrointestinal and renal problems. Besides its proven clinical efficacy tramadol is a safe drug as respiratory depression, cardiovascular side effects, drug abuse and dependence are of minor clinical relevance, unlike some other opioids.
Makale Özeti | Tam Metin PDF  (Makale Dili Türkçe) (8214 kere görüntülendi)

2.
Ağrının psikososyal yönü
Psychosocial aspects of pain
PMID: 16783664  Sayfalar 20 - 25
Hayriye Elbi Mete, Ayşın Noyan, Özen Önen Sertöz
Ağrı bir belirti olarak bizi uyaran bir dostumuz olmasına karşın canımızı yakan, yaşamımızı bozan bir engelimizdir. Ağrıyı anlamak, nedenlerini ayırt edebilmek ve yeterli bir düzeyde iyileştirebilmek için fiziksel boyutu ile birlikte ruhsal yönüne de eğilmemiz gerekir. Bu derlemede ağrılı bir hastalığı olan kişinin ruhsal özelliklerini, temel olarak ruhsal nedenli ağrı yakınması ile algoloji kliniklerine başvuran psikiyatri hastalarını ve kronik ağrı tedavisinde psikiyatrik tedavileri ele alacağız.
Though pain is a warning friend, it also is a life disturbing and hurting symptom. We need to consider psychological aspects of pain together with the physiological aspects, in order to be able to understand, to differentiate the etiology and to treat completely. In this review, we will discuss psychological aspects of pain patients, psychiatric patients who apply to pain clinics with pain symptoms, primarily psychological and psychiatric treatments of chronic pain patients.
Makale Özeti | Tam Metin PDF  (Makale Dili Türkçe) (2588 kere görüntülendi)

3.
Palyatif Kanser Bakımında Tamamlayıcı Tedaviler
Complementary Therapies In Palliative Cancer Care
PMID: 16783665  Sayfalar 26 - 32
Yasemin Kuzeyli Yıldırım, Çiçek Fadıloğlu, Meltem Uyar
Tamamlayıcı ve alternatif tıbbın (TAT) kullanımının popülaritesi hem genel popülasyonda hem de kanser hastaları arasında artmaktadır. Kanser hastaları, konvansiyonel kanser tedavisinde genellikle kullanılmayan bir tedavi olan TAT’ı sıklıkla kullanmaktadırlar. Bununla beraber, tamamlayıcı tıbbın kullanım prevalansı çeşitli şekillerde bulunmaktadır, en az bir kez TAT’ı kullanma sıklığı % 20-83 arasında değişmektedir. Tamamlayıcı tedavi, palyatif kanser bakımının önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Akupunktur, aromaterapi, homeopati, hipnoterapi, masaj, reşeksoloji, gevşeme teknikleri ve ruhsal iyileşme sık olarak kullanılan tedavi tipleridir. Bu makalenin amacı; palyatif bakımda kanser hastaları tarafından sık olarak kullanılan bazı tamamlayıcı tedaviler hakkında bilgi vermektir.
The use of complementary and alternative medicine (CAM) has grown in popularity both among the general population and among the cancer patients. Cancer patients often use CAM, which is a treatment that is not commonly used in the conventional setting. However, the prevalence of CAM use appears to vary substantially, with reported frequency of use of at least one CAM therapy ranging from 20% to 83.3%. Complementary medicine has become an important aspect of palliative cancer care. Acupuncture, aromatherapy, homeopaty, hypnotherapy, massage, reflexology, relaxation techniques, and spiritual healing are frequently used forms of treatment. The purpose of this article is to provide information about some complementary therapies that are commonly used by cancer patients in the palliative care.
Makale Özeti | Tam Metin PDF  (Makale Dili Türkçe) (5514 kere görüntülendi)

4.
Uygulama esnasında kopan Racz kateter (olgu sunumu)
Broken Racz catheter during application (Case report)
PMID: 16783666  Sayfalar 33 - 36
Haktan Karaman, Hatice Öztürkmen Akay, Selim Turhanoğlu
Lomber disk hernisi operasyonlarının en önemli komplikasyonu cerrahi alanda fibrotik yapışıklıklarla giden başarısız bel cerrahisi sendromu (failed back surgery syndrome; FBSS)’dur. FBSS gelişen olgulara uygulanan başlıca tedavi ise Racz kateterin floroskopi eşliğinde yerleştirilerek üç günlük bir prosedürü bulunan epidural nöroplasti uygulamasıdır. Fakat, hastaların yarar gördüğü bu girişimin, uygulama esnasında ve sonrasında literatürlerde bildirilen bir çok önemli komplikasyonu bulunmaktadır. Bu komplikasyonlardan biri de Racz kateterin yerleştirilmesi veya çıkarılması esnasında bu kateterin parçalarından bir kısmının koparak çeşitli seviyelerde epidural alanda ve cilt altında kalmasıdır. Genel yaklaşım kalan parçanın cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Giderek artan görüş parçanın cerrahi olarak çıkarılmayıp, hastanın sıkı ve düzenli olarak nörolojik komplikasyonlar açısından izlenmesidir. Bizim olgumuzda, hastaya FBSS tanısı konarak epidural nöroplasti uygulanmasına karar verildi. Ancak kateterin yerleştirilmesi esnasında yoğun fibrotik dokular nedeniyle kazara kateter sol L5-S1 foramenine sıkışarak cilt altına kadar olan kısmı epidural bölgede kaldı. Hastaya cerrahi önerilmeyip, 12 ay boyunca aylık takip önerildi. Bu süre sonunda, hastanın nörolojik ve radyolojik bulgularında kötüleşme olmadığı gibi, enfeksiyona dair bir ize rastlanmadı. ‹lginçtir; bu süre zarfında hastanın mevcut kliniğinde belirgin iyileşme gözlendi.
The most important complication of lumber disc hernia operations is Failed Back Surgery Syndrome (FBSS), which goes with fibrotic adhesions at the surgical site. The primary treatment applied to the cases that develop FBSS is the placement of Racz catheter under floroscopy and application of epidural neuroplasty which is a three-day procedure. However, this intervention, from which patients benefit a great deal, has some important complications during and after the application. One of these complications is that some pieces of Racz catheter may be broken out and retain at some levels of epidural space and subcutaneous tissue during placement and removal. General approach is to remove the retaining piece surgically. However, there is a less common view that, instead of removing the retaining piece, the patient should be followed up strictly and regularly in terms of neurologic complications. In our case, we decided to perform epidural neuroplasty to the patient diagnosed as FBSS. However, during the placement of the catheter, it was trapped in the left side of L5-S1 foramen by accident due to dense fibrotic tissues, and the subcutaneus part retained in the epidural space. Monthly follow-ups for 12 month were proposed to the patient, while surgery was not recommended. At the end of this period, no sign of infection was observed and neurologic and radiologic findings of the patient did not worsen. It is also interesting that a remarkable recovery was observed in the patient’s clinical situation
Makale Özeti | Tam Metin PDF  (Makale Dili Türkçe) (3162 kere görüntülendi)

5.
Sezaryen operasyonlarında farklı fentanil ve bupivakain kombinasyonları ile spinal anestezi
Spinal anesthesia in cesarean section with different combinations of bupivacaine and fentanyl
PMID: 16783667  Sayfalar 37 - 43
Tülay Özkan Seyhan, Evren Şentürk, Nilüfer Şenbecerir, İlkay Başkan, Ayşen Yavru
Spinal anestezide opioidlerin kullanımı anestezi kalitesini artırıp, istenmeyen etkileri azaltırken, postoperatif analjezi açısından da avantaj sunmaktadır. Bu çalışmada sezaryen operasyonlarında subaraknoid % 0.5 hiperbarik bupivakainin (B) tek başına ve 10 veya 20 μg fentanil (F) ile birlikte kullanımının anestezi ve yenidoğan üzerine etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. 45 hasta randomize 3 gruba ayrılarak 1.8 ml volüm oluşturacak şekilde GI’e (n=15) 9 mg B, GII’ye (n=15) 8 mg B+10 μg F, GIII’e (n=15) 7 mg B+20 μg F ile spinal anestezi yapılmıştır. T4 düzeyinde sensoryel blok ve anestezi oluşma süresi, maksimum anestezi düzeyi ve buna erişme süresi, motor blok derecesi, efektif analjezi süresi, toplam intravenöz sıvı ve efedrin gereksinimi, cerrahi sahada gevşeme, yan etkiler, yeni doğanın umblikal arter kan gazı, Apgar ile nörolojik ve adaptif kapasite skorları açısından gruplar karşılaştırılmıştır. Hiperbarik bupivakaine, fentanil ilavesi ile lokal anestetik dozunun kontrol grubuna göre düşürülebildiği, böylece yan etki insidansının azaldığı, postoperatif analjezik gereksiniminin düştüğü ve bu açıdan 7 mg B+20 μg F kombinasyonunun daha uygun olduğu sonucuna varılmıştır.
The use of opioids for spinal anesthesia increases the anesthetic quality, reduces side effects and also has advantages for the postoperative analgesia. The aim of this study was to evaluate the effects of subarachnoid %0.5 hyperbaric bupivacaine (B) alone or combined with 10 or 20 mg fentanyl (F) on the anesthetic properties for cesarean section and newborn. 45 patients were randomized to three groups to receive 1.8 ml anesthetic drug for spinal anesthesia. GI (n=15) received B, GII (n=15) 10 mg F+B, GIII (n=15) 20 mg F+B. The onset of sensory blok at T4 level, maximum anesthetic level and the onset time, the level of the motor block, duration of effective analgesia, use of total i.v. fluids and ephedrine, relaxation at the operative area, side effects, umblical cord blood gases, Apgar and neurological and adaptive capasity scores of the newborn were compared among the groups. We conclude that compared to control group, the addition of fentanyl to hyperbaric bupivacaine leads to a decrease in local anesthetic doses and so to a decrease in the incidence of side effects and postoperative analgesic consumption. 7 mg B+20 mg F seems to be the preferable combination for that reasons.
Makale Özeti | Tam Metin PDF  (Makale Dili Türkçe) (2650 kere görüntülendi)

6.
Acil travma ünitelerinde ağrı geçirme yaklaşımlarının belirlenmesi
The determination of the pain relief approaches in emergency trauma units
PMID: 16783668  Sayfalar 44 - 51
Pelin Karaçay, Fatma Eti Aslan, Deniz Şelimen
Bu çalışma, acil travma ünitelerinde ağrı geçirme yaklaşlımlarının belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı ve karşlılaştırmalı olarak yapıldı. Araştırmanın evrenini; İstanbul il sınırları içerisinde yer alan kamuya ait üç farklı kuruma bağlı eğitim hastanelerinin acil travma ünitelerine başvuran hastalar oluşturdu. Örnekleme 18-65 yaş aralığında olan toplam 375 travmalı hasta alındı. Araştırma sonucunda; hastaların %46.1’inde travmanın düşme sonucu ve % 66.7’sinde yolda meydana geldiği, % 85.6’sında künt travma olduğu, %38.1’inin ekstremite bölgesinden yaralandığı, % 31.2’sine kafa travması tanısı konduğu saptandı. Araştırma kapsamına alınan acil hastaların sadece % 17.1’ine (64 kişi) analjezik verildiği, en sık kullanılan analjezik türünün Nonsteroid Antiinşamatuar ‹laçlar (NSA‹‹) olduğu bu ilaçların % 92.2 oranıyla intramüsküler (‹M) uygulandığı belirlendi. Bu sonuçlara göre travmanın doğası gereği tümünde değişik şiddette ağrı olan hastaların % 82.9’una (311 kişi) analjezik verilmediği ve travmalı hastalarda ağrı tedavisine gerekli önemin gösterilmediği söylenebilir.
This definitive study has been performed to assess the approach to pain relief in emergency trauma units. The study population consisted of patients seen at the emergency trauma clinics of three different, state-owned, research hospitals in the city of Istanbul. A total of 375 patients with an age range of 18-65 were included. The data were obtained from an 18 question data sheet. Trauma was caused by a fall in 46.1% of the patients and 66.7% of the cases were out of building. Blunt trauma was the cause in 85.6%, 31.2% had head trauma, 38.1% exteremity injuries. Of the patients enrolled in the study, only 17.1% (64 patients) had recieved analgesics. The most common analgesic medication group used was Nonsteroid Anti Inflammatory Drugs (NSAID). According to these results, 82.9% of patients with pain due to trauma had not recieved analgesics and it can be concluded that pain in trauma patients is undertreated.
Makale Özeti | Tam Metin PDF  (Makale Dili Türkçe) (2414 kere görüntülendi)

7.
Abdominal histerektomilerde postoperatif analjezide intravenöz hasta kontrollü analjezi ile morfin uygulamasına ketamin infüzyonunun eklenmesi
Addition of ketamine infusion to patient controlled analgesia with intravenous morphine after abdominal hysterectomy
PMID: 16783669  Sayfalar 52 - 58
Alihan Pirim, Semra Karaman, Meltem Uyar, Agah Çertuğ
Postoperatif analjezi amacıyla intravenöz morfin kullanımına, analjezik dozda ketamin infüzyonu ekleyerek morfin tüketimini ve morfine bağlı yan etkileri azaltmayı ve analjezik tedavinin etkinliğini artırmayı amaçladık. Total abdominal histerektomi uygulanacak 45 hasta, etik kurul izni ile çalışmaya dahil edildi. Her iki gruba da standart genel anestezi indüksiyonu ve idamesi yapıldı. Postoperatif dönemde randomize olarak iki gruba ayrılan hastalara intravenöz hasta kontrollü analjezi ile morfin yükleme dozunu takiben, 1. gruba (Grup K: n= 22) ketamin infüzyonu, 2. gruba (Grup S: n= 23) serum fizyolojik infüzyonu başlanarak 24 saat süreyle uygulandı. Postoperatif sistolik ve diyastolik arter basınçları, kalp atım hızı ve solunum sayısı açısından gruplar arasında fark saptanmazken, görsel Analog Skala ve Sözel Numaralandırma Skalası değerlerinin Grup K’da daha düşük olduğu saptandı (p<0.01). Toplam morfin tüketimi Grup S’de anlamlı olarak daha fazla saptandı (p<0.05). Sedasyon skorları ise Grup K’da belirgin olarak daha düşüktü (p<0.05). Bulantı Grup S’de daha fazla saptanırken (p<0.05), diğer yan etkiler her iki grupta da farklı değildi (p>0.05). Postoperatif 24. ve 48. saatlerdeki hasta memnuniyeti değerlendirmeleri Grup K’da daha iyi olup istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05). Sonuç olarak, postoperatif analjezide intravenöz HKA’de morfine ek olarak ketamin infüzyonu uygulanmasının opioid dozunu azaltıp bulantıyı önleyebileceği kanısına varıldı.
In our study we aimed to reduce postoperative morphine consumption, prevent adverse effects of morphine, and improve analgesic quality via adding analgesic doses of ketamine infusion to intravenous morphine-patient controlled analgesia (PCA). After local ethics committee approval, 45 patients scheduled for total abdominal hysterectomy were included in the study. In the postoperative period the patients were separated into two groups randomly. After starting morphine-PCA in both groups, one group received ketamine infusion (Group K: n= 22), while the other group received saline infusion (Group S: n= 23) for 24 hours. There was no significant difference between the postoperative systolic and diastolic arterial pressures, heart rate and respiratory rate values. Visual Analogue Scale and Verbal Rating Scale measures was significantly lower in Group K (p<0.01). Total morphine consumption was higher in Group S (p<0.05). Sedation scores were significantly lower in Group K (p<0.05). When adverse effects were evaluated we found that nausea was higher in Group S (p<0.05), while there was no difference in the other side effects (p>0.05). Patient satisfaction was better in the 24th and 48th hours in Group K and was found to be statistically significant (p<0.05). Our results suggest that ketamine infusion added to opioids for postoperative analgesia, reduces total opioid requirement and prevents side effects.
Makale Özeti | Tam Metin PDF  (Makale Dili Türkçe) (2552 kere görüntülendi)







Copyright 2014 - Ağrı Derneği