ISSN : 1300-0012   E-ISSN 2458-9446 Home      |      Contact      |      TR
 
 
Volume: 31  Issue: 3  Year: 2019
  Ağrı: 31 (3)
Volume: 31  Issue: 3 - 2019
Hide Abstracts | << Back
EXPERIMENTAL AND CLINICAL STUDIES
1.What is the impact of having a family history of migraine on migraine characteristics?
Arife Çimen Atalar, Osman Özgür Yalın, Hüsniye Aslan, Betül Baykan
doi: 10.14744/agri.2019.26042  Pages 113 - 121
Amaç: Ailede migren öyküsü bulunan hastalarda bazı bireysel ve klinik özelliklerin, aile öyküsü olmayanlara göre farklı olabileceğini bildiren kısıtlı sayıda çalışma mevcuttur. Amacımız aile öyküsü olan ve olmayan migren hastalarını tanısal ve klinik özellikler bakımından karşılaştırmak, migren yükü ve migrene bağlı dizabiliteye olan etkilerini ortaya koymaktır.
Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Uluslararası Baş ağrısı Derneği kriterlerine uygun olarak tanı almış 530 ardışık migren hastası dahil edildi. Hastaların detaylı sistemik ve nörolojik muayeneleri yapıldı, kan basıncı, ağırlık ve boy ölçümleri ve vücut kitle endeksleri hesaplandı, klinik ve demografik bilgileri, Vizüel analog skala (VAS), Allodini Semptom Anketi (ASC) ve Migrene bağlı dizabilite ölçeği (MIDAS) skorları kaydedildi. Aile öyküsü olan ve olmayan gruplar kendi aralarında istatistiksel olarak karşılaştırıldı.
Bulgular: Pozitif aile öyküsü olanların eğitim düzeylerinin lise ve üzerinde olma oranları (p<0.05) ve ağrının fiziksel aktivite ile tetiklenmesi diğer gruba göre daha yüksek orandaydı (p=0.013). Hastalık başlangıç yaşı aile öyküsü olan grupta belirgin olarak daha erken (p=0.049), hastalık süresi daha uzun (p=0.030) ve MIDAS skorları daha yüksekti (p=0.028).
Sonuç: Ailede migren öyküsü bulunması, erken başlangıç yaşı ve daha uzun hastalık süresi ile ilişkili olup migrene bağlı dizabilite bu hastalarda belirgin olarak artmıştır. Aile öyküsü migrenli hastalarda genetik yüklülüğün bir işareti olarak düşünülerek bu hastalarda erken tanı ile doğru klinik yaklaşım, migrene bağlı kısıtlılığın engellenmesi açısından önem taşımaktadır.
Objectives: There are only a handful of studies examining the clinical differences between patients with and without a family history of migraine. Our aim is to compare the descriptive and clinical properties of patients with and without a family history, and to investigate the association between the migraine burden and disease characteristics and disability of migraine.
Methods: A total of 530 consecutive patients diagnosed with migraine according to the International Headache Society criteria were enrolled into the study. Detailed systemic and neurological examinations, and blood pressure, weight, height, and body mass index measurements, clinical and demographical data, the visual analog scale, allodynia symptom checklist, and the Migraine Disability Assessment Scale (MIDAS) scores were recorded. The groups with and without a family history of migraine were compared statistically.
Results: Patients with a positive family history had a higher educational status (high school and higher) (p<0.05) and an increased triggering of pain with physical activity (p=0.013). The age at onset was earlier (p=0.049); disease duration was longer (p=0.030), and MIDAS scores were significantly higher (p=0.028) in patients with a family history of migraine.
Conclusion: Having a family history of migraine is associated with an earlier age at onset and a longer disease duration, in addition to an increased disability in these patients. The family history may be assumed as a marker of the genetic load in migraineurs; therefore, an early diagnosis and an appropriate management are essential in these patients to avoid migraine-related disability.

2.Views of algology inpatients about ethical issues related to pain
Gülay Yıldırım, Şükran Ertekin Pınar, Sinan Gürsoy, Iclal Özdemir Kol
doi: 10.14744/agri.2019.80378  Pages 122 - 131
Amaç: Algoloji kliniğinde yatan hastaların ağrıyla ilgili etik konulardaki görüşlerini belirlemektir.
Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı çalışmanın örneklemini algoloji kliniğindeki 135 hasta oluşturmuştur. Veriler Visüel Analog Skala (VAS) ve ağrıyla ilgili etik konuları kapsayan soru formuyla toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik dağılım, Tukey testi ve Varyans analizi kullanıldı.
Bulgular: Hastaların %92.6’sı ağrılarının giderilmesi hakkı olduğuna, %94.8’i kendileriyle ilgili karar alınırken görüşlerinin alınması gerektiğine inanmaktadırlar. “İleri dönem kanseri olan bir hastanın dindirilmesi mümkün olmayan şiddetli ağrısı için ölümüne neden olabilecek miktarda ağrı kesici ilaç istediğinde doktor aşırı doz ilacı vermelidir” önermesine hastaların %43.0’ünün katılmadığı belirlendi. Aynı durumda iken ölümüne neden olabilecek miktarda ağrı kesici ilacı, aile-hasta istediğinde doktorun aşırı doz ilacı vermesi gerektiğine katılımcıların %51.9’unun, aile istemeyip, hasta istediğinde doktorun aşırı doz ilacı vermesi gerekliliğine ise %44.4’ünün katılmadığı saptandı. VAS puan ortalamaları ile ileri dönem kanseri olan bir hastanın dindirilmesi mümkün olmayan şiddetli ağrısı için ölümüne neden olabilecek miktarda ağrı kesici ilacı hastanın kendisi istediğinde veya ilacı aile istemeyip hasta istediğinde doktor aşırı doz ilacı vermesi gerektiği ile ilgili önermeler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu bulundu (p<0.05).
Sonuç: Hastalar konuyla ilgili bilgilendirme yapılmasını, görüşlerinin sorulmasını isterken ölümüne neden olacak aşırı doz ilacın verilmesini istememektedirler.
Objectives: To determine the views of patients hospitalized in the algology clinic about ethical issues related to pain.
Methods: A total of 135 patients admitted to the algology clinic comprised the population of this descriptive study. Data were collected using the visual analogue scale (VAS) and the questionnaire on ethical issues related to pain. To evaluate the data, percentage distribution and the Tukey test of variance were used.
Results: Of the patients, 92.6% believed that they had the right to pain relief, and 94.8% believed that they should be consulted when decisions about them were made. It was determined that 43.0% of the patients disagreed with Proposition 1, “When a terminal-stage cancer patient with unrelievable pain requests an overdose of pain medication, possibly to cause death, the physician must prescribe it,” while 51.9% of the participants disagreed with Proposition 2, “When a terminal-stage cancer patient with unrelievable pain and his or her family request an overdose of pain medication, possibly to cause death, the physician must prescribe it,” and 44.4% of them disagreed with Proposition 3, “When a terminal-stage cancer patient with unrelievable pain requests an overdose of pain medication, possibly to cause death even though his or her family refuses, the physician must prescribe it.” A statistically significant relationship (p<0.05) was found between the mean VAS scores and Propositions 1 and 3.
Conclusion: The patients were willing to be informed and to be asked about their views regarding the issue, but they did not want to be prescribed a high dose of pain medication, possibly to cause overdose and death.

3.Analgesic effect of the bi-level injection erector spinae plane block after breast surgery: A randomized controlled trial
Can Aksu, Alparslan Kuş, Hadi Ufuk Yörükoğlu, Cennet Tor Kılıç, Yavuz Gürkan
doi: 10.14744/agri.2019.61687  Pages 132 - 137
Amaç: Memenin kompleks innervasyonuna bağlı olarak meme cerrahisinden sonra postoperatif analjezi sağlamak anestezistler için zorlu bir durumdur. Erektör spina plan bloğu (ESPB), yeni tanımlanmış ve bu amaç için umut verici bir tekniktir. Bu çalışmanın amacı, ultrason eşliğinde uygulanan ESPB’nun meme cerrahisindeki analjezik etkinliğini, postoperatif opioid tüketimi üzerine etkisine bakarak değerlendirmektir.
Gereç ve Yöntem: Çalışmaya elektif meme cerrahisi planlanan, Amerikan Anesteziyoloji Derneği (ASA) fiziksel skoru I-II ve yaşları 25 ile 70 arasında olan 50 kadın hasta dahil edildi. Hastalar ESPB ve Kontrol grubu olarak iki gruba ayrıldı. ESPB grubundaki tüm hastalara, preoperatif, 20 ml% 0.25 bupivakain (her seviye için 10 ml) ile iki seviye (T2-T4) ultrason eşliğinde ESPB yapıldı. Tüm hastalara postoperatif analjezi için intravenöz hasta kontrollü analjezi cihazı verildi. Numerik ağrı skalası (NRS) skorları ve postoperatif morfin tüketimleri 1, 6, 12 ve 24’üncü saatlerde kaydedildi.
Bulgular: Postoperatif morfin tüketimi ESPB grubunda kontrol grubuna göre postoperatif 6., 12. ve 24. saatlerde anlamlı olarak düşüktü (tüm zaman aralıkları için p<0.001). Yirmi dördüncü saatteki morfin tüketimi %75 azaldı. NRS skorlarında anlamlı fark yoktu (sırasıyla median NRS değerleri 2, 1, 0, 0 ve 2, 2, 1, 1 idi).
Sonuç: Çalışmamız göstermiştir ki; meme cerrahisi geçiren hastalarda ultrason eşliğinde iki seviye ESPB ile opioidden bağımsız analjezik etki sağlanabilir.
Objectives: Due to the complex breast innervation, postoperative analgesia after breast surgery is a challenge for the anesthesiologists. The erector spinae plane block (ESPB) is a newly defined promising technique for this purpose. The main purpose of this study was to evaluate the analgesic efficacy of the ultrasound-guided ESPB in breast surgery, monitoring its effect on the postoperative opioid consumption.
Methods: Fifty female patients, who were scheduled to undergo elective breast surgery, with the American Society of Anesthesiology physical score I–II, and aged between 25 and 70 years, were included into the study. Patients were randomized into two groups, as the ESPB and the control group. All patients in the ESPB group received a bi-level (T2–T4) ultrasound-guided ESPB with 20 ml 0.25 % bupivacaine (10 ml for each level) preoperatively. An intravenous patient-controlled analgesia device for the postoperative analgesia was given to all patients. The numeric rating scale (NRS) scores for pain and postoperative morphine consumptions were recorded at the 1st, 6th, 12th, and 24th hour postoperatively.
Results: Postoperative morphine consumption was significantly lower in the ESPB group compared to the control group at the postoperative 6th, 12th, and 24th hour (p<0.001 for each time interval). The morphine consumption at the 24-hour was reduced by 75%. There was no significant difference in the NRS scores (median NRS values were 2, 1, 0, 0, and 2, 2, 1, 1, respectively).
Conclusion: Our study has shown that a significant opioid-sparing analgesic effect in patients undergoing breast surgery could be achieved with a US-guided bi-level ESP block.

4.Analgesic efficacy of intraperitoneal, incisional, and intraperitoneal + incisional levobupivacaine in laparoscopic gynecological surgery
Aslı Dikici, Nurten Kayacan, Bilge Karslı
doi: 10.14744/agri.2019.46034  Pages 138 - 144
Amaç: Çalışmamızda, laparoskopik jinekolojik cerrahide intraperitoneal, insizyonel ve intraperitoneal+insizyonel levobupivakainin analjezik etkinliğini araştırmayı amaçladık.
Gereç ve Yöntem: Grup 1’de 20 ml levobupivakain intraperitonal olarak, Grup 2’de 20 ml levobupivakain trokarların insizyon bölgesine, Grup 3’de ise 20 ml levobupivakain intraperitoneal uygulanırken, trokar insizyon bölgelerine de 20 ml levobupivakain infiltre edildi. Postoperatif 2., 4., 12. ve 24. saatlerde hastaların omuz ağrısı, istirahat ve hareketle ortaya çıkan karın ağrısı VAS ile değerlendirildi. VAS >3 olarak değerlendirilen hastaların analjezisi yetersiz olarak kabul edildi ve diklofenak sodyum uygulandı. Olguların postoperatif ilk analjezik gereksinim zamanı, toplam analjezik tüketimi, analjezik etkinlik ve analjezik yöntemden memnuniyetleri değerlendirildi.
Bulgular: Gruplar arasında VAS skorlarında anlamlı farklılık yoktu (p>0.05). Grup 2’deki hastalarda, Grup I ve Grup III’deki hastalara göre postoperatif analjezik tüketimi daha fazla ve ilk analjezik gereksinim zamanı daha kısa idi, fakat fark anlamlı değildi. Hastaların uygulanan anestezik yöntemden memnuniyetleri gruplar arasında benzerdi.
Sonuç: Jinekolojik laparoskopik cerrahilerde intraperitoneal levobupivakain uygulamalarının sadece cilt insizyonuna levobupivakain uygulanan gruba göre istatistiksel olarak anlamlı olmasa da daha az omuz ve karın ağrısı, daha düşük total analjezik tüketimi ve daha etkin bir analjezi ile alternatif bir yöntem olabileceğini düşünmekteyiz. Ancak, konu ile ilgili farklı lokal anestezikleri de karşılaştıran daha ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
Objectives: We aimed to investigate the analgesic efficacy of intraperitoneal, incisional, and intraperitoneal + incisional levobupivacaine in laparoscopic gynecological surgery.
Methods: Group 1 received levobupivacaine 20 mL intraperitoneally, Group 2 received levobupivacaine 20 mL to the trocar wounds, Group 3 received levobupivacaine 20 mL intraperitoneally and levobupivacaine 20 mL to the trocar wounds. Postoperative abdominal pain at rest and during mobilization and shoulder pain were assessed at the 2nd, 4th,12th, and 24th postoperatively by VAS. If VAS was >3, the analgesia was assessed as inadequate, and diclofenac sodium was injected. In addition, time the first analgesic requirement, total analgesic consumption, analgesic effectiveness, and the satisfaction of patients about the analgesic method were recorded during the postoperative period.
Results: No significant difference was found between groups with respect to VAS (p>0.05). Patients in Group 2 had a higher postoperative analgesic consumption and lower timing of the first analgesic requirement than Groups 1 and 3, but these differences were not significant (p>0.05). The satisfaction of the patients about the analgesic technique was similar between the groups.
Conclusion: The use of levobupivacaine intraperitoneally is an alternative method to reducing of postoperative shoulder and abdominal pain in gynecological laparoscopic surgery. Also, we observed a lower total analgesic consumption and more analgesic effectiveness in intraperitoneal groups than the other. Further studies are needed with different intraperitoneal local anesthetics.

5.Effective pain therapy can improve the survival of patients with pancreatic cancer
Sibel Ozcan, Sevim Akın, Aysun Yıldız Altun, Esef Bolat, Selami Ateş Önal
doi: 10.14744/agri.2019.61224  Pages 145 - 149
Amaç: Bu çalışmada algoloji kliniğine başvuran pankreas kanserli hastaların özellikleri ve analjezik tedavisi değerlendirildi.
Gereç ve Yöntem: Algoloji kliniğine başvuran 60 pankreas kanserli hastanın demografik özellikleri, patolojik tanısı ve metastazı, kanser tedavisi ve analjezik müdahaleleri incelendi.
Bulgular: Algoloji kliniğine başvuru süresi tanı aldıktan sonra ortalama 3.9±0.92 ay, başvurudaki visual analog skala (VAS) skoru ortalama 6.96±0.11’idi. Analjezik basamak tedavisine göre hastaların %58.33‘de nonopioid+zayıf opioid+kuvvetli opioid (transdermal form), %5’de nonopioid+zayıf opioid+kuvvetli opioid (oral form), %36.66’da nonopioid+zayıf opioid tedavi uygulandı. Hastaların %31.66’a adjuvan eklenmezken %68.33’e adjuvan eklendi (%80.48 benzodiazepin, %19.51 antidepresan). Metastatik pankreas kanserli hastalarda ortalama sağ kalım süresi 3-6 ay arasında değişirken ağrı kliniğine başvuran hastalarda 8.48±7.46 ay olarak tespit edildi.
Sonuç: Pankreas kanserinde karın ağrısı hastaların yaşam kalitesini olumsuz etkileyen en yaygın semptomdur. Ağrı sağ kalımı azaltırken iyi bir analjezi ise sağ kalımı iyileştirir. Bu çalışmanın sonuçları, algoloji kliniğinde etkili ağrı tedavisi alan metastatik pankreas kanserli hastaların sağ kalımının daha uzun olabileceğini göstermektedir.
Objectives: In this study, characteristics and analgesic treatment of patients with pancreatic cancer who applied to the algology clinic were evaluated.
Methods: Demographic characteristics, pathologic diagnosis, metastasis, cancer treatment, and analgesic interventions in 60 patients with pancreatic cancer, referred to the algology clinic, were examined.
Results: The application time of the patients to the clinic was 3.9±0.92 months after the diagnosis, and the visual analog scale (VAS) was 6.96±0.11 at the initial assessment. According to the analgesic step ladder protocol, a nonopiod + weak opioid + strong opioid (transdermal) were applied in 58.33%, a nonopioid + weak opioid + strong opiod (oral) in 5%, and nonopiod + weak opioid in 36.66% of the patients. Adjuvant pain medications were used in 68.33% of the patients (benzodiazepine, 80.48%; antidepressant, 19.51%), while no adjuvant was used in 31.66% of the patients. While the mean survival time for patients with pancreatic cancer changed from 3 to 6 months, it was 8.48±7.46 months for patients who applied to the pain clinic.
Conclusion: Abdominal pain in pancreatic cancer is the most common symptom that negatively affects the quality of life. A good analgesia improves the survival, while pain decreases the survival. The results of the present study demonstrated that the survival of the patients with metastatic pancreatic cancer who received effective pain therapy in the algology clinic may be longer.

CASE REPORTS
6.Acute rhabdomyolysis following epidural steroid injection: An unusual complication in a patient with low back pain
Damla Yürük, Ahmet Yılmaz, Güngör Enver Özgencil, İbrahim Aşık
doi: 10.5505/agri.2017.54366  Pages 150 - 152
Epidural steroid enjeksiyonu kronik bel ağrısında yaygın kullanılan bir tedavidir. Epidural steroid enjeksiyonun en sık görülen komplikasyonu, dural yırtığın eşlik ettiği yada etmediği çoğunlukla geçici olan baş ağrısıdır. Gözlenen diğer komplikasyonlar arasında; intravasküler enjeksiyon, lokal hematom, kanama, bel ağrısında artış, yüzde flushing, vazovagal reaksiyonlar, bulantı ve ateş bildirilmiştir. Bu olgu sunumunda lumber radikülopatiye bağlı kronik bel ağrısı olan hastaya uygulanan epidural steroid enjeksiyonunu takiben gelişen akut rabdomiyolizi sunduk.
Epidural steroid injection is a very common intervention in the treatment of low back pain and sciatic symptoms. The most common complication for epidural steroid injection is transient headache with or without identifiable dural puncture. Other complications have also been reported, including intravascular entry, local hematoma, bleeding, increased back pain, facial flushing, vasovagal reactions, nausea, and fever. We report a case of rhabdomyolysis following epidural steroid injection for lumbar radiculopathy.

7.Quadratus lumborum block for both cholecystectomy and right-sided nephrectomy
Yavuz Gürkan, Hadi Ufuk Yörükoğlu, Halim Ulugöl, Alparslan Kuş
doi: 10.5505/agri.2017.24392  Pages 153 - 154
Quadratus lumborum bloğu, tek taraflı T4 seviyesinden L1 seviyesine kadar paravertebral alanda ilaç dağılımı gösterilmiş bir fasyal plan bloğudur. Quadratus lumborum kası ile komşuluğundaki psoas major kası arasındaki fasya planından uygulanan lokal anestezik madde, paravertebral alana yayılarak ilgili dermatomlarda analjezi sağlar. Ancak, bu bloğun çeşitli cerrahi işlemler için yayınlanmış çalışma sayısı sınırlıdır. Burada, kolesistektomi ve sağ nefrektomi operasyonu olan hastada postoperatif ağrı yönetimi açısından ultrason eşliğinde QLB 3 uyguladığımız 46 yaşındaki ASA I hasta sunulmaktadır. Genel anestezi indüksiyonundan sonra, hasta sol yan pozisyondayken iliak krestin biraz üstünde, mid-aksiller hatta konveks prob yerleştirilerek quadratus lumborum ve psoas major kasları ile komşuluğundaki transvers process görüntülendi. In-plane teknik ile, quadratus lumborum kası ile psoas major kası arasındaki fasyal alana 20cc %0.25 bupivakain enjekte edildi. Stabil ve komplikasyonsuz seyreden operasyon sonrasında hastaya IV morfin PCA düzenlendi.. Yirmidört saatin sonunda VAS skoru 0 olan hastanın toplam morfin tüketimi 13 mg idi. Bu olgu sunumu, quadratus lumborum bloğunun nefrektomi ve kolesistektomi operasyonunlarında postoperatif analjezi açısından etkili bir yöntem olabileceğini göstermektedir.
The quadratus lumborum block (QLB) is a unilateral facial plane block, which extends from T4 to L1 at the paravertebral space. Injecting local anesthetic between the facial plane of the quadratus lumborum muscle and the psoas major muscle provides the block of the referred dermatomes. However, the number of published studies for QLB used in various surgical procedures is limited. In this case report, we share the results of a 46-years-old ASA I female patient, who underwent open surgery for cholecystectomy and right-sided nephrectomy in the same session. After general anesthesia was induced, QLB was performed in the left lateral decubitus position. A convex probe was placed in transversely between the iliac crest and the costal margin at the midclavicular line. 20cc of 0.25% bupivacaine was injected to the facial plane between the quadratus lumborum and psoas major muscles. The surgery lasted 4 hours and completed uneventfully. In the postoperative period, the patient was provided with morphine PCA. After 24 hours, the VAS score was 0, and the total demanded morphine dose was 13 mg. This case report recommends that QLB may be an adequate choice in the postoperative pain management for patients undergoing cholecystectomy and nephrectomy.

8.Ultrasound-guided quadratus lumborum block for postoperative analgesia in a pediatric patient
Gözen Öksüz, Yavuz Gürkan, Aykut Urfalıoglu, Mahmut Arslan
doi: 10.5505/agri.2017.05935  Pages 155 - 157
Quadratus lumborum yeni tanımlanan başarılı, güvenli, ve uzun analjezi sağlayan ultrason rehberliğinde yapılan bir bloktur. Quadratus lumborum bloğu lokal anestezik maddenin quadratus lumborum kasının posteriorundan torakalumbar fasyanın orta katına ve paravertebral alana yayılmasına izin verir. Biz quadratus lumborum bloğu ile başarılı bir postoperatif analjezi sağladığımız tek taraflı inguinal herni operasyonu geçiren 3 yaşında 14 kilo çocuk hastayı sunacağız. Hastanın ailesi hastanın genel durumundan ve ağrısızlığından memnun kaldılar.
The quadratus lumborum block (QLB) is a newly described block providing successful, safe, and long-lasting analgesia with the guidance of ultrasound. The QLB allows local anesthetic to spread posterior to the quadratus lumborum muscle and expand beyond the middle layer of the thoracolumbar fascia and paravertebral space. We present our experience with the use of an unilateral QLB to provide postoperative analgesia in a 3-year-old pediatric patient weighing 14 kg who underwent a unilateral inguinal hernia repair. His family was satisfied with the general status and pain cessation in the patient.

LETTER TO THE EDITOR
9.Ultrasound-guided erector spinae plane catheter placement for long-term continuous analgesia in pulmonary malignancy
Onur Balaban, Tayfun Aydın, Merve Yaman
doi: 10.5505/agri.2018.74240  Pages 158 - 160
Abstract | Full Text PDF

10.Tremor on the same extremity after axillary brachial plexus block
Hüseyin Ulaş Pınar
doi: 10.14744/agri.2019.76983  Page 161
Abstract | Full Text PDF



 
Search



















 
Copyright © 2019 The Journal of The Turkish Society of Algology, All Rights Reserved.