Fibromiyalji ve başarısız bel cerrahisi sendromları semptomatolojik, ailesel ve psikolojik özellikler açısından aslında “fonksiyonel somatik sendrom” mudur? Kronik hastalık ve sağlıklı kontrol grupları ile yürütülen karşılaştırmalı bir çalışma
Burak Duruk1, Hanife Özlem Sertel Berk1, Ayşegül Ketenci2
1İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Psikoloji Bölümü, İstanbul
2İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi, Fiziksel Tıp Ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı, İstanbul
Anahtar Kelimeler: Başarısız bel cerrahisi sendromu, fibromiyalji sendromu; fonksiyonel somatik sendrom; somatizasyon.
Özet
Amaç: Bu araştırmanın amacı; Fibromiyalji ve Başarısız Bel Cerrahisi Sendromlarının (FMS-BBCS) kronik tıbbi hastalık, ağrı ve psikopatoloji soy geçmişi gibi ailesel; ağrı süresi, sıklığı, şiddeti, ağrı beklenti korkusu, ağrılı bölge sayısı ve ağrı ile baş etme tarzları gibi semptomatolojik; ve bu semptomatolojiyi etkileyebileceği düşünülen aleksitimi, semptom yorumlama, bedensel duyumları abartma ve depresyon düzeyleri gibi psikolojik özellikler açısından Fonksiyonel Somatik Sendrom (FSS) ortak dili anlayışıyla değerlendirilip değerlendirilmeyeceğinin araştırılmasıdır.
Gereç ve Yöntem: Bu araştırma; FSS grubunda, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Polikliniği’ne başvurmuş olan FMS’li 35 ve BBCS’li 12 katılımcıdan oluşan toplam 47, Sağlıklı Kontrol (SK) grubunda 47 ve Kronik Tıbbi Hastalıklı Kontrol (KTHK) grubunda da 56 olmak üzere toplam 150 katılımcı ile yürütülmüştür. Gruplara Toronto Aleksitimi Skalası’nın yanı sıra Semptom Yorumlama Anketi, Bedensel Duyumları Abartma Ölçeği ve Beck Depresyon Envanteri uygulanmıştır. Araştırmada yer alan bütün katılımcıların genel sağlık durumları, demografik ve ağrı ile ilgili bilgileri için yarı yapılandırılmış formlar kullanılmıştır.
Bulgular: FMS ve BBCS gruplarının araştırmada yer alan ailesel, semptomatolojik ve psikolojik özelliklerin tamamında birbirlerinden farklılaşmadıkları; ancak bu iki klinik görüngünün söz konusu değişkenlerin neredeyse tamamında diğer kontrol gruplarından (SK-KTHK) farklılaştıkları görülmüştür.
Sonuç: Bu araştırma FMS ve BBCS tanısı almış olan hastaları aynı anda bir arada kontrol grupları ile de karşılaştırarak değerlendiren bir yöntem izlemesi bakımından önem taşımaktadır. Aynı zamanda FMS ve BBCS gruplarının ilgili değişkenler açısından farklılık göstermemesi bu grupların FSS başlığı altında ele alınabileceğine işaret etmekte olup bu durum ileriki çalışmalarda ve tıbbi uygulamalarda söz konusu vakalara yaklaşım biçimi açısından önem arz etmektedir.